Yazı serisi: Sosyal Göçebelik ve Gelecek İnşası Arasında Gençlik Çalışmaları (I)

Yazı Dizisi’nin Özeti

Avrupa’da müslüman kimliğinin muhafazası dediğimizde karşımıza çıkan olgulardan biri artık 30 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan cami cemiyetlerindeki gençlik çalışmalarıdır. Avrupa’ya göç sürecinin genel karakteristiği olan plansızlık ve proğramsızlığın sonucu olarak bilinçli ve bir konsept dahilinde gelişmek yerine idealist öncülerin kendi öz gayretleri ile ortaya çıkan bu çalışmalar birçok cami cemiyetimizin ve cami endeksli teşkilatların fahri ve profesyonel çalışma kadrolarının yetişmesini sağladığı gibi, günümüzün birçok yetişkininin de müslümanca yaşama konusundaki temellerini atmalarını sağlamıştır.

Göç sonrası süreçte cami endeksli gençlik çalışmaları mevcut müslüman toplumunun oluşumunda önemli bir yere sahip oldu. Buna rağman günümüzdeki ve özellikle de gelecekteki müslüman nesillerin gelişiminde aktüel şekliyle gençlik çalışmalarının aynı etkinliğe sahip olmayacağının karineleri ile karşı karşıyayız. Gençlerin vakitlerini değerlendirmek için sosyal alternatiflerin çoğalmasının yanı sıra yapısal olarak son on yılda fazla bir gelişim göstermeyen gençlik çalışmaları günümüz gençlerinin talep ve ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekmekte. Temelde cami cemiyetinde yetişmiş olmakla birlikte birçok gencimiz kendi cemiyetinde potansiyelini ortaya koyabileceği bir ortam bulamamakta, bundan dolayı bir “sosyal göçebe” gibi (Soziale Nomaden) mevcut kurumsallaşmış dini hizmet yapılarının dışındaki projelere yönelmek zorunda kalmakta. Genelde bu tür projelerin kurumsallaşmaları kalıcılık noktasına ulaşamadığından, sık sık farklı projelere yönelmek zorunda kalan gençler zamanla dini ve sosyal hizmet alanından uzaklaşma tehlikesi ile karşı karşıya kalma ve en geç meslek hayatlarının başlaması ile birlikte bu alanların aktif ve üretken bir üyesi olmayı bırakıp ancak tüketici olarak varlığını sürdürmeye başlarlar.

Özet mahiyetinde hızlıca ele aldığımız bu sürecin sadece gençlik çalışmalarını değil, genel olarak Avrupa’daki mevcut dini altyapıyı dahi tehdit eden sonuçları olabilir. Gün geçtikce kronikleşen ve cemiyetlerde fahri olarak idari sorumluluğu devr alacak yeni insanların bulunamıyor olması da ne yazıkki bu tesbitimizin daha bugünden bir karşılığının olduğunu gösteriyor. Bu yazı dizisinde yukarıda kısaca üzerinden geçtiğimiz konuları daha detaylı bir şekilde ele almanın yanı sıra, artık neredeyse sadece kendi varlığını ayakta tutma amacıyla sınırlandırılmış gençlik çalışmalırının bu olumsuz gelişmeleri nasıl aşabileceği konusunda da bazı çözüm önerileri ortaya koymaya çalışacağız.

Göç sonrası gençlik çalışmalarına doğru

Çocuklar ve gençler, Türkiye’den Avrupa’ya gerçekleşen ve artık 50. yılını aşmış bulunduğumuz bu göç sürecinin başında denklemde hiç yer almayan unsurlardı. İlk olarak aile birleşimlerinin bir parçası olarak göç edilen ülkelerde dünyamıza girmeye başlarken, en geç ikinci nesilden itibaren bizzat göç edilen ülkelerde dünyaya gelen çocuklar burdaki hayatın normali haline geldiler. Göç ülkesinde dünyaya gelmekle birlikte, daha 90lı yıllara kadar çocukluk yada gençliklerini doğdukları ülekedemi geçirecekleri sorusu daha birçok veli için kesin olarak cevaplanmamıştı. Bu tarihlerde ailelerinden ayrılarak okumak için Türkiye’ye gönderilen yada ailelerinin kesin dönüş maceralarına katılan çocuk ve gençlerin sayısı azımsanmıyacak orandaydı. Gençlerin göç edilen ülkelerdeki kalıcılığı konusundaki muğlaklık özellikle muhafazakar ve dindar ailelerde karşımıza çıkmakta. Özellikle çocukların ve gençlerin kültürel yada dini kimliklerini gayr-ı müslim olan ve velilerinin genelde kültürel ve ahlaki kodlarını anlamakta zorluk çektikleri bir ortamda muhafaza edebilecekleri konusundaki şüpheler çok yaygın ve baskın durumdaydılar.

Cami cemiyetlerinin kurulması ve cemiyetlerin kurumsallaşmasıyla birlikte veliler için çocukların ve gençlerin kimliklerini muhafaza etmek için “memlekete geri gönderme”nin dışında da alternatifler ortaya çıkardı. Başta sadece alternatif olabilecek bu yapılanmaların sonradan gençlerin kimlik muhafazası için asıl olmaya başladığını göreceğiz.

En geç ilk okul çağında velileri ile camilere ayak basan çocuklar camilerde verilen Kuran Kursu hizmetleri ile dinlerinin en temel unsurlarını öğrenme imkanını buluyorlardı. Genelde kısıtlı imkanlardan dolayı bu eğitim Kur’an alfabesi, Namaz sureleri, 32 Farz ve temel akaid ve ilmihal dersleri ile sınırlı kalmaktaydı. Özellikle buluğ çağına yaklaşan gençler için bu ortamlar artık dar gelmeğe başlamış, ya cami bünyesinde yada cami dışında alternatif arayışlarına girmeye başlamışlardı. İlk zamanlarda velilerin çocuklarıyla yaşadıkları bazı sıkıntılardan sonra yada bu sıkıntıların yaşanmasına engel olma amacıyla çocukları en geç orta okul döneminde “memlekete gönderme” yolu seçilirken, cemiyetlerde gençlere yönelik çalışmaların ortaya çıkmasıyla birlikte veliler için çocuklarını yanlarında tutmak da ciddi bir alternatif olmaya başlamıştı. Başlangıçta bazı idealist hoca efendi ve cemiyet idarecilerinin münferid cabalar ile ön ayak oldukları bu çalışmalar, camilerin kurumsallaşmaları sürecinde bölgesel ve merkezi çatıların oluşmasıyla birlikte en geç 80li yılların başında daha yaygın ve sistematik bir hal almaya başlamıştı.

Yeni yeni ortaya çıkan bu gençlik çalışmaları gençlere sadece temel bilgilerin aktarımını değil, müslümanca birlikte yaşama tecrübesini, kendi yaşıtlarıyla birlikte ortak bir sosyal alan ve vakitlerini dînen uygun olan şekillerde değerlendirme imkanı sunmaktaydı. Bazı cemiyetlerde bu tür gençlik çalışmaları daha çok ortak sosyal aktiviteler üzerine bina olurken, bazılarında da ortak dini tecrübe ve temel bilgilerden öte dini mirasları ile ilgilenme ön planda oluyordu. Günümüze geldiğimizde Avrupa’daki mevcut birçok cami cemiyetinin ve dini kurumların büyük çoğunluğunun artık bu tür çalışmalarda yetişmiş ve kendini geliştirmiş bir nesil tarafından idare edildiğini söyleyebiliriz.

Göç ve göçmenlik olgusu bu sürede ortaya çıkan gençlik çalışmalarının temelinde bir şekilde hep var olmuştur. Göç tecrübesi, kimlik muhafazası, yabancılık hissi, birarada tutunabilme, dînin sonraki nesillere aktarımı, bunlar gençlik çalışmlarının çerçevesini çizen temel kıstaslar olmuştur. Türkiye’den Avrupa’ya gerçekleşen göçün artık yarım yüzyıl geçmesiyle birlikte, temel paradigmalarda da bir kaymanın ortaya çıktığını görüyoruz. Özellikle göç ve göçmenlik paradigması gitgide yerleşiklik paradigması ile yer değiştirmekte. Göç olgusunun daha sıcak olan dönemlerinde iyi hizmet etmiş olan unsurlar, paradigmanın yerleşikliğe kaymasıyla birlikte işlevliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilmekteler. Göç sonrası gençlik çalışmaları da bu paradigma değişiminden etkilenen önemli unsurlardan biri olarak karşımızda durmakta.

Sonraki yazı: Göç Olgusundan Yerleşiklik Olgusuna Gençlik Çalışmaları

Yazı ilk olarak Hayat Gazetesi'nin Kasım 2015 sayısında yayınlanmıştır: Göç Sonrası Gençlik Çalışmaları

One thought on “Göç Sonrası Gençlik Çalışmaları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*