Almanya’daki cemaat yapılarımızda günden güne ortaya çıkan bir sorun ile karşı karşıyayız: ortaya konulan temsilin içerikle doldurulamıyor olması. İşbirliği yaptıkları ve resmi kurumların temsilcileri bu yüzden sık sık müslüman cemaatlerin temsilcileri ile görüşmeler için biraraya geldiklerini ama içerik olarak karşı taraftan pek de bir şeyin gelmediğinden şikayet etmekteler. Almanya’daki müslüman camia olarak son zamanlarda herbirimizi ilgilendiren konularda da cemaatlerin nasıl bir tutuma sahip olduklarını öğrenmekte sorun çekiyoruz.

Bu yönde dile gelen şikayetlerde son yıllarda bir farklılaşma ortaya çıkmaya başladı. Artık sadece eksik kalan içerikler değil, temsilin dahi gerçekleştirilmediğine dair şikayetler duyulmaya başlandı. İslami cemaatler ile irtibatta bulunmak isteyen hatta onlarla ortak çalışmak isteyenler artık herhangi bir muhatap bulamamaktan dert yanmaktalar.

Continue reading

Göçün 60’ıncı yılını doldurmak üzereyken bu sorunun halen bir geçerliliği olabilir mi? Ilk gelenlerin artık torunlarının çocukları bu topraklarda dünyaya gelirken, gelen ilk nesil dahi hayata gözünü çoğunlukla bu topraklarda yumarken, böyle bir sorunun gerçekten bir karşılığı var mı?

Toplum olarak bu konuyu geniş olarak tartışmışlığımız yok, ama kabul edelim, toplum olarak temellerin duruşmasından, eğer ucu bize de dokunacaksa, pek de haz etmeyiz. Korkutur bizi, dile getirmek istemediklerimizi, hatta aklımıza bile getirmek istemediklerimizi söylemek zorunda kalırız diye. Bu soru son yıllarda, çok daha yoğun bir şekilde 90lı yılların sonunda ve 2000li yılların başında bazı yazar-çizerimiz tarafından ele alınmış olsa da, geniş bir kitlenin gündemini eylemde olsa da düşüncede çok da fazla meşgul etmemiştir.

Almanya’da ve Avrupa’da oluşturabildiğimiz en büyük sivil toplum kurumlarımız arasında olan dini cemaatlerimiz hayatın bir gerçekliği olarak bu soruyu 90’lı yılların ortasından itibaren “Evet, biz aslında artık buralıyız, buralı olmalıyız” şeklinde cevaplamaya başlamışlardı.
Peki ne oldu da, geniş tartışmaların sonucu olmasa da, az sayıda düşünürün genel olarak kabul gören bu kalıcılık öngörüleri terk edilmeye başlandı? Continue reading

Göçmen toplumu olarak kurumsal tarihimizde hemşehri dernekleri en eski kurumlarımızın başında gelmekteler. Hemşehri dernekleri daha iç göç ile tanıştığımız dönemlerde karşımıza çıkmışlardı. Sivil Toplumu nispeten zayıf olarak değerlendirmemiz gereken dönemlerde göç eden insanlarımız için hemşehri dernekleri ilk kurumsallaşma ve dernekleşme tecrübesini oluşturmaktaydı. Avrupa’ya göçün başlamasıyla birlikte hemşehri derneklerinin bu coğrafyaya da taşınması doğal bir süreç olarak karşımıza çıkmakta.

Özellikle Almanya’da hemşehri dernekleri daha 80lı yıllarda başka bir kurumsallaşma şeklinin gölgesinde kalmaya başladı: dini cemaatlerin. Cemaatlerin 90lı ve 2000li yıllardaki hayatın tüm alanını kapsama iddiası hemşehri derneklerinin faaliyet alanlarını da daraltmıştı. İl, ilçe hatta köy seviyesinde dernekleşmenin gerçekleştiği derneklerin varlık sebebi genelde hemşehrilerin bir araya gelebilmesi ve geldikleri memleketlerinin altyapısına yönelik maddi destekler ile sınırlı kalmaktaydı. İş araçları, ambulanslar hatta hatta üniversite binalarına kadar bir çok alanda memleketlerine destek sağlamak isteyen derneklerin hizmetleri genelde maddi destek aktarımı ve yurt dışındaki hemşehrilerini zaman zaman buluşturmakla sınırlı kalmaktaydı. Continue reading

Alman parlamentosunda oylanan Ermeni Soykırım Tasarısı’ndan sonra Türkiye’nin Almanya’da yürüttüğü ya da yürütemediği siyasetin yanı sıra burada mukim olan Sivil Toplum Kuruluş’larının (STK) da lobi alanındaki etkisizliği de tartışma gündemimize girmiş oldu. Tasarı öncesinde de sık sık gündem konusu olan, ama gündeme geldiği anda tekrar unutulan Türkiye kökenli kurumlarımızın eksik lobi çalışmaları Ermeni Soykırım Tasarısı’nın açtığı ağır yaradan sonra biraz daha gündemimizi meşgul edecek gibi, ki etmeli de. Çünkü Türkiye kökenli kurumlarımızın lobi çalışmalarından eksik diye bahsetmek bile iyimser olur. Continue reading

Sivil Toplum Kurumlarımız son yıllarda bir çok alanda varlıklarını ortaya koymaya başladılar. Kamuoyunda 90lı yıllara nazaran daha görünürler, dil olarak yerel dile daha hakim duruma gelmeye başladılar. Görünürlükte kazanılan bu ivme, STK’ların bizzat kurumsallaşmasına yanısmamakta. Sonuçta halen fahri olarak yürütülmesi mümkün olmayan alanlarda dahi fahri elemanlar ile çalışmalarını sürdüren STK’larımız gelişen dış algılarının içini doldurmakta zorluk çekmekteler.

STK’larımızın genelde ifade edildiği gibi bir algı sorunu değil, “bizi ciddiye almıyorlar”dan öte, kurumsal iddiaların ile kurumsal gerçekler ile örtüşmemesi sorununu yaşamaktalar. Bu sıkıntıları birkaç örnek ile ele alalım. Continue reading

“Federal seviyede ortak bir müslüman sosyal hizmet kurumunun kuruluşu daha nihayete ermiş durumda değil.” Alman İslam Konferansı’nın aktüel bir ara sonuç belgesindeki bu ifade ortak bir müslüman sosyal hizmet kurumunun gelişimi ile ilgili durumu özetlemekte: Herşey daha gelişim sürecinde ve varılacak nokta daha belli değil. Ne Alman İslam Konferansı’nın kendisi ne de Alman İslam Konferansı’na katılan müslüman cemaatler bu konuda niyet belirtisinden öteye giden somut gelişmeleri ortaya koyabilmiş değiller.

Bu gecikmeye sebep olan katılımcıların isteksiz olmalari değil. Siyasi cenahta ve müslüman cemaatlerde bu yola girme konusunda bir çekince sözkonusu değil. Gecikmeye sebep olan daha çok müslüman cemaatlerin kendilerini ve görev alanlarını tanımlamadaki son yıllarda yaşadıkları süreçtir. Bundan daha 40, 50 sene önce sadece pratik ihtiyaçlardan doğan müslüman dini cemaat yapıları daha ancak son 10-15 yıldan beri Alman Din-Devlet Hukuku’nun öngördüğü “Dini Cemaat” (Religionsgemeinschaft) statüsü ile kendilerini tanımlamaktalar. Özellikle son 10 yıl bu statünün ortaya koyduğu sorumlulukları ve gerekçeleri yerine getirme çabası ile devam etmiştir. Continue reading

Yazı serisi: Sosyal Göçebelik ve Gelecek İnşası Arasında Gençlik Çalışmaları (I)

Yazı Dizisi’nin Özeti

Avrupa’da müslüman kimliğinin muhafazası dediğimizde karşımıza çıkan olgulardan biri artık 30 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan cami cemiyetlerindeki gençlik çalışmalarıdır. Avrupa’ya göç sürecinin genel karakteristiği olan plansızlık ve proğramsızlığın sonucu olarak bilinçli ve bir konsept dahilinde gelişmek yerine idealist öncülerin kendi öz gayretleri ile ortaya çıkan bu çalışmalar birçok cami cemiyetimizin ve cami endeksli teşkilatların fahri ve profesyonel çalışma kadrolarının yetişmesini sağladığı gibi, günümüzün birçok yetişkininin de müslümanca yaşama konusundaki temellerini atmalarını sağlamıştır.

Göç sonrası süreçte cami endeksli gençlik çalışmaları mevcut müslüman toplumunun oluşumunda önemli bir yere sahip oldu. Buna rağman günümüzdeki ve özellikle de gelecekteki müslüman nesillerin gelişiminde aktüel şekliyle gençlik çalışmalarının aynı etkinliğe sahip olmayacağının karineleri ile karşı karşıyayız. Gençlerin vakitlerini değerlendirmek için sosyal alternatiflerin çoğalmasının yanı sıra yapısal olarak son on yılda fazla bir gelişim göstermeyen gençlik çalışmaları günümüz gençlerinin talep ve ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekmekte. Temelde cami cemiyetinde yetişmiş olmakla birlikte birçok gencimiz kendi cemiyetinde potansiyelini ortaya koyabileceği bir ortam bulamamakta, bundan dolayı bir “sosyal göçebe” gibi (Soziale Nomaden) mevcut kurumsallaşmış dini hizmet yapılarının dışındaki projelere yönelmek zorunda kalmakta. Genelde bu tür projelerin kurumsallaşmaları kalıcılık noktasına ulaşamadığından, sık sık farklı projelere yönelmek zorunda kalan gençler zamanla dini ve sosyal hizmet alanından uzaklaşma tehlikesi ile karşı karşıya kalma ve en geç meslek hayatlarının başlaması ile birlikte bu alanların aktif ve üretken bir üyesi olmayı bırakıp ancak tüketici olarak varlığını sürdürmeye başlarlar. Continue reading